De ki: “Ne dersiniz, eğer Allah sizin kulağınızı ve gözlerinizi alır, kalplerinizi de mühürlerse, Allah’tan başka onu size (geri) getirecek ilâh kimmiş?” Bak, biz âyetleri değişik biçimlerde nasıl açıklıyoruz, sonra onlar nasıl yüz çeviriyorlar? (Kur’an-ı Kerim/.En’am Sûresi/46.Âyet/ Diyanet İşleri(Yeni) Meali)
İnsan. Rabbinin verdiği kulağı, gözü, aklını O’nun emirlerine uygun kullanmadığında,
… ki Rabbimiz onları bize rızası doğrultusunda kullanalım diye vermiştir. Bu da bizim hayrımızadır.
Niyetini bozmuşsa kişi
Tercihte bulunma kulun
Kalp olsun, kulak olsun, göz olsun güç kuvvet hiçbiri bizim değil; hepsi O’nun!
Parmağımızı istediğimizde oynatıyoruz, gözlerimizle görüyor, kulağımızla işitiyoruz amma…
DİLERSE TÜMDEN ALIR.
Bu durumda bizi bekleyen tehlike karanlıkta kalıp bir adım gidemeyen kör ve sağır bir adamın durumu gibidir.
Gözümüz görmez, kulağımız duymazsa o zaman halimiz nice olur? Bu dünyada ne yapıyorsak onlarla! Yaşamımızı onlarla idame ediyoruz.
“Gözlerimizi ve kulaklarımızı yok etmekle kalmayıp kalplerinizin üzerine de mühür vursa” ifadesinden de anlıyoruz ki:
Kulaklarımız gözlerimiz olabilir,
İŞLEVSİZ BIRAKIRSA
Görürüz ama görmeyiz, işitiriz ama işitmeyiz. Gördüğümüz işittiğimiz görünenden, sesten ibarettir.
FARKINDALIK KALPLE
Doğduğumuzda öyle değil miydik? Gözümüz de vardı, kulağımızda, peki bizi kucağına alanın annemiz olduğunun bilgisinde miydik? Acı duyduğumuz zaman kalbimiz huzursuz olup ağlıyor, hoşnut olduğumuzda sakinleşiyordu. Annemizi ilk böyle tanıdık: KALBİMİZLE!
İşte o kalbe mühür vurulursa?
O zaman acıyı, lezzeti bilse de hangi şeyden tat alması, nereden korkması gerektiğini bilemezse insan? Nasıl bileceğiz doğru yolu? Bu durumda bizi Allah’tan başka kim doğru yola iletebilir: Hakla batılı ayırt etme yeteneğimiz kalmamışsa!
Unutmayalım ki gücü kuvveti, gözü, kulağı verdiği gibi verdiğini canlı kılan, cansıza RUH veren, hayat veren O!
Birlikte bir önceki Âyet’e, Enâm Sûre’si 43.Âyet’e kulak verelim. 43.Âyet kalbin mühürlenmeden önceki aşamasından kalbin katılaşması halinden bahsediyor. Yani katılaşıp hakikate direnç göstermesi halinden! Din Allah’tan başka ilah yoktur diyor, o kişi kalkıyor Kur’an-ı Kerim’deki Allah’ın açık hükmüne rağmen nefsine hoş gelen bir söze, bir şeye rağbet ediyor, en sonunda kalbi mühürleniyor hiç anlamaz oluyor. En’am Sûresi’nin 46.Âyet’inden de anlıyoruz ki göz görmez, kulak sağır, kalp mühürlenmiş olduğunda artık yapılacak hiçbir şey kalmazken ve bu da helâke dûçar olmak (yakalanmak) demekken, kalp katılığı olan mühürlemeden önceki aşamada imkânlar tümden yok edilmemiş. Hiç değilse doğru yolu bulup kendimizi düzeltme imkânımız var. Unutmayalım ki bunun da dereceleri var. Hani derler ki halk deyişi ile “Yol yakınken!” Gecikmeden, elverişsiz, kötü bir duruma düşmeden!
Ne var ki vazgeçmeyip sürdürmekte ısrar ederse insan o (bozuk) niyetini,
Anlamı şu: Onda bu kibir, inat varken gittikçe kulağı var duymaz, gözü var görmez, kalbi var hakikati anlamaz olur.
İvmenin yönü aşağı ise, katılaşmanın her bir derecesinde gözün kulağın işlevi azalır, yani -kötülükte-ısrarı oranında- kalpte siyah bir gölge oluşur: ruhun farkındalığı, batını gider, geriye suret kalır.
Tercihte bulunmak bize mahsus olsa da duyduğumuzu ve baktığımızı yeterince duyup görmeyince; yani kalp katılaştıkça, o miktarda anlama (farkındalık) kabiliyeti kalmayınca, başımıza gelen sıkıntılar, darlıklar da (En’am 43) bizi doğru yola çekmezse iste bakalım isteyebilirsen doğrusunu o zaman, isteyemez hale geliriz de sapkınlığımızda çakılıp kalırız. O dilemeden bir adım ileri gidemeyiz ya da yanlış tarafa gideriz; istediğimiz kadar zeki, keskin gözlü, keskin kulaklı olalım, bakar da göremez, duyar da duyduğunu işitemez olur, kalbimiz idrakten yoksun kalıverir; bu durumda nasıl akıl edeceğiz ki “doğru ne yanlış ne” ki isteyebilelim.
O durumda eğriyi, doğruyu bilemez oluruz,
Ta ki basımıza bir musibet gelene kadar!
İnançlı isek eğer
Başımız bir derde girdiğinde
Kuşkusuz Allah, bilendir, hüküm ve hikmet sahibidir. Ancak O’ndan yardım bekleriz.
Fatiha Sûresi’nin “Allah’ım hidayet eyle bizi doğru yola, kendilerine lütuf ve ikramda bulunduğun kimselerin yoluna, o gazaba uğramışların ve o sapmışların yoluna değil” ayetlerini okurken altıncı ayette “bizi doğru yola ilet” diyerek niyazda bulunduğumuzda kalbimiz: “Kendi başıma kaldığımda ben bilemiyorum, Rabbim her şeyi bilen sensin, hidayet veren sensin!” diye çarpıyorsa bu ilk adım olur.
Hidayet, doğru yola kılavuzlama Allah’tandır.
Arzular hakikatin önüne geçerse;
Kötülük kendimizden!
Allah kötülüğün varlığına izin verir, çünkü imtihan dünyasıdır. Ancak O, asla zulmü emretmez (Nisâ Suresi, 40).”.
“Herkesin kazandığı lehine, yüklendiği aleyhinedir” (Bakara Suresi, 286)
“Allah, Hakk’ı hak olarak gösterip ona uymayı, batılı da batıl olarak gösterip ondan sakınmayı nasip etsin!” (Buhârî, İman, 15).
Bize düşen:
Bunda amel etmektir.
Bir zamanlar televizyonda “Şirinler” diye bir çizgi filim vardı. Onun bir karakterine “Ben istediğim zaman iyi istediğim zaman kötü olabilirim” dedirtiyordu yazarı.
İşin aslı bu değildir işte!
Öncelikle:
ŞAHİTLİĞİMİZ:
“O’NDAN BAŞKA ILAH YOKTUR”
Yaratılışımızda Rabbimiz “Ben sizin Rabbiniz değil miyim?” diye sorduğunda (Kalu bela) “Evet Rabbimizsin!” demişiz.
KALBEN TASDİK!
SEYYİDÜ’L-İSTİĞFAR DUASI: (istiğfârların efendisi) “Allah’ım, sen benim Rabbimsin. Senden başka ilah yoktur. Beni sen yarattın. Ben senin kulunum. Gücüm yettiği kadar ezelde sana verdiğim ahit ve vahit (iman ve itaat sözü) üzere sabitim”
Kulluk, hakikati görmek (farkındalık) ve kabul etmekle (kalple) tasdik etmekle başlıyor.
Zâriyât Sûresi 56. Ayet:
“Ben cinleri ve insanları, başka bir gaye için değil, ancak Beni Rabb olarak tanımaları ve yalnızca Bana kulluk ve itaat etmeleri için yarattım. Ve bu kulluğun yararı Bana değil, bizzat kendilerine olacaktır”
İYİ OLMAK, KÖTÜ OLMAK BİZİM İSTEĞİMİZE BAĞLI DEĞİLDİR.
Rabbimiz tanıyıp “Evet Rabbimiz” demekle kulu olduğunu kabul etmiş oluyoruz. Kulluğun gereği: Allah Teâlâ’nın razı olmadığı bir şeyi istememek ve yapmamaktır. (Kutsal sözleşme!) Bu söz üzerine yaratıldık.
Allah Teâlâ hiçbir şeye muhtaç değildir. Fazlından lütfuyla insanı yarattı. İyilik murad etti. Hz. Adem’i, yalnız kalınca eşini yarattı. İnsana hür irade verdi. İnsandan ahid (sözleşme) gereği bir tek şey istedi: “Cennetimde yiyin için yalnız şu ağaca yaklaşmayın!” dedi. Ağaca yaklaşmamak Allah’ın emriydi.
İyiliğin karşılığı nankörlük değildir.
Kötülüğün bir yüzü emri dinlememek, diğer yüzü iyilik bilmemek, hakikati inkâr, nankörlük, bu da zulüm; diğer yüzü ise başımıza gelen kötülükler, sıkıntılar, zorluklar, musibetler ve bunlar aslında emri dinlememenin, dinlememe pozisyonuna düşmenin, verilen sözü yerine getirmemenin, iyilik bilmemenin, hakikati inkâr etmenin, nankörlüğün sonuçları.
Allah’ın emrine uymamakla Hz.Adem ile Havva dünyaya gönderildi.
Bunun üzerine Hz. Âdem pişman oldu, şeytan gibi düştüğü hatada ısrar etmedi, “Âdem Rabbından kelimeler belleyip’ aldı» Rabbinden af diledi, tevbe etti,
Allah Teâlâ samimi tevbeleri kabul edendir, çok merhametlidir.
Ne var ki
Allah’ın yol göstermesi olmadan iyi olamayız.
Yaratılmışız, bizi bir yaratan var
O halde başladığımız her işte “İnşallah!”
İnşallah demenin bir manası Allah’ın dilemesi demekse, bir manası da “Allah’ın izniyle demek.
İnşallah, kul tarafından acizliğinin kabul edilmesi, isteğinin/iradesinin ancak Allah’ın yaratmasıyla fiile dönüşeceği gerçeğinin sözle ifade edilmesi demek!
“Allah dilemedikçe (irâdesi/yaratması olmadıkça) siz (değil bir şey yapmak, onu) dileyemezsiniz (bile). Şüphesiz Allah her şeyi hakkıyla bilendir, hüküm ve hikmet sahibidir” (İnsan Suresi 30. Ayet Meali)
Allah’ın iradesi tüm varoluşun temelidir.
“Ne istersek o olur ne yapsam yeridir,” dersek
Kulun seçimine (dilerse) izin verir.
Ne yapıyorsak O’nun izniyle.
İzin sanılan mühlettir.
Belki vazgeçerler diye
Aynı zamanda imtihandır
Hem bizim hem karşımızdakinin!
Bununla kim doğru yolu bulur.
Kimin doğru yolu bulacağını
Allah bilir.
“Firavun’a 80 yıl mühlet verilmesi (Yunus Suresi, 91), onun helakini geciktirmedi; sadece azabını artırdı.”
Derse ki insan: “İstek benim değil mi? Ne istersem isterim. Derse ki kim karışabilir, istediğimi yaparım.
İnsana kötülük olarak bu yeter!
Desek ki, tamam kuvvet bizim değil, yani elimiz, gözümüz, ayağımız hatta beynimiz, bizim sandığımız ne varsa, tamam bizim değil ama o kuvveti kullanma becerisi bizim desek: Neyi ne kadar isteyeceğimizi bilemeyiz bir defa. İnsanın istekleri sonsuz. Bilsek bile nefsimize söz dinletemeyiz her zaman. Bu da insanın başının derde girmesi için yeter. Üstelik bilgilerimiz sınırlı, aklımız kapasitemiz sınırlı; fıtratımıza gelince onu da bozmuşsak, yani pek öyle istesek de Allah’ın yardımı olmadan iyi olamayız. İrademiz cüzi!
İşte kalbin katılaşması ya da mühürlenmesi burada önemli olur. Kalp katılaştıkça daha bilemez olur mühürlenirse hiç bilemez oluruz.
Allah Teâlâ doğru yolu görmemizi dilemedikçe biz kendi başımıza nasıl doğru yolu bulabiliriz?
YETER Kİ:
O’nun verdiği güç ve kuvveti kötü yönde kullanıp niyetimizi bozmayalım ki Allah bozmasın! Yoksa gücü kuvveti kullanma becerimiz bile fayda etmez!
ÖNEMLİ OLAN:
Yönümüz Rabbimize mi kendimize, yani nefsimize mi?
(Niyetimiz) iyiye mi kötüye mi?
Kötülük için kendimizle baş başa kalmamız yeter.
Kalırsak
O her şeyi isteyen, sonsuz istekleri, arzuları, zevkleri olan nefsimizle nasıl başa çıkacağız.
Şer nefsimizden
Hayır Allah’tan!
İsteyen ben olsam da hüküm O’nun, hikmet sahibi olan O’dur.
Olmasını istediğimiz her işte “İnşallah!”
Başladığımız her işte “Bismillahirrahmanirrahim”
HAKİKAT O Kİ
İstediği zaman iyi istediği zaman kötü olan, gerçekte bazen iyi bazen kötü olandır, öyle birini iyi olarak nitelendirmezler.
Zira “İYİ” hep iyidir.
GÜÇ VE KUVVETİ ALLAH’TAN DEĞİL KENDİNDEN BİLEN, İÇİNDE ALLAH KORKUSU OLMAYAN NASIL İYİDİR?
O ne yapacağı belli olmayan güvenilmez biridir.
İyi olmak benim elimde demek yerine
Bunu Rabbimizden istemeli!
Bir fâsık kendisine öğüt veren vâize: “Allah bana bir zenginlik verinceye kadar, ben bu halden ayrılmam” demiş, sonra da Allah ona zenginlik vermiş, fakat o bunun üzerine kötülüğünü daha çok artırmış. O zaman o vaiz de ona: “Sen zengin oluncaya kadar kötülükten ayrılmayacaktın, halbuki başını asıl zengin olduktan sonra kötülüğe daldırdın.” demiş. (Elmalı Hamdi Yazır/ Beyyine Sûresi Tefsiri’nden)
Kötülük dileyip de sonra iyi olunmuyor.
Yaratılırken Rabbimizin “Ben Rabbiniz değil miyim” sorusuna “Evet Rabbimizsin” deyip de dediklerinin aksini yapmakla sözümüzde durmamış olduğumuz her defasında pişman olup samimi, bir daha yapmama azmiyle tövbe etmeden yolumuza nasıl devam edeceğiz?
İnanan insan bir hata yaptığında pişman olan, hatasında ısrar etmeyen, Rabbinden af dileyendir. Bir gün iyiliği dilerim, öbür gün kötülüğü, istersem iyi istersem kötü olurum” dersek bilmemiz gereken bunun için gereken güç ve kuvvet, ilahi yardım bizim değil O’nun elindedir.
ONUN GÖSTERDİĞİ YOLDA
İşte “DUA” tam bu aşamada öne çıkıyor
İstemek bizden,
Her şey Allah’tan!
“BİZE DÜŞEN ELİMİZDEN GELENİ YAPMAK!”