BİR İMGEYLE TEVEKKÜLÜ ANLATMAK

Dalgaların üstünde akıp giden bir sörfçüyü düşünün. O anda tüm dikkati yalnızca üzerinde kalmaya yönelmiştir. Ne geçmişin ağırlığı vardır omuzlarında ne de geleceğin kaygısı. Sörfçüye düşen tek şey dengesini bozmamaktır. Onu taşıyan, kıyıya ulaştıracak olan dalgalardır.

Her birimiz bir kader üzere hayatın dalgalarıyla akıp gidiyoruz. Dengemizi kaybettiğimizde suya düşen, su yutan, batıp çıktıkça dengede kalmayı öğrenen, her defasında dengesini yeniden bulmaya çalışan o sörfçü biz değil miyiz?

Sörfün üstünde dengede kaldığımız sürece güvenimiz yerindedir. Bu metaforda dalgayı neye benzetebiliriz? Herhalde sörfçü biz, dalgalı deniz bizi çevreleyen şartlar olur. Çevresel şartlara en iyi uyum yani denge nasıl mümkün olabilir?

Dengede olduğumuz anlarda özgüvenimiz yerindedir. Çağdaş psikoloji bu kavramı kişinin kendisi hakkında değerlendirmeleri ve bu değerlendirmelerden doğan yeterlilik duygusu olarak tanımlıyor.  Ne var ki Batı’nın bireyci düşüncesinin de etkisiyle bu kavramın günlük hayattaki kullanımı biraz farklı. Daha ziyade bu yeterliliği insanın kendine atfetmesi şeklinde yaşanılan bir duygu şeklinde. İşin aslı şudur: Gerçekten de insan, fiziki ve ruhi dengede olduğu sürece güven duygusu kendiliğinden oluşur. Denge bozulduğunda ise bu duygu kaybolur. Yani dalga bizi aşmadığı, dalganın üzerinde akıp gittiğimiz sürece güven bizimledir.

Duygunun kaynağı çoğu zaman yanıltır insanı. Kendini bir şey sanmasıyla, başkalarının takdiriyle büyür öz güveni. Oysa hesapta olmayan bir dalga gelir ve insan kendine ait sandığı o gücün ne kadar sınırlı olduğunu görür. Üstelik sonraki dalganın hangi büyüklükte, hangi şiddette olacağı onun elinde değildir.

Çünkü dalganın sahibi insanın kendisi değildir.

O dalga bizi salimen kıyıya da ulaştırabilir, şiddetiyle batırıp çıkarabilir.

Bize düşen elimizden geldiği kadar dalganın üstünde dengede olmaktır.

Peki dalgaların üstünde akıp giderken sörfte bizi dengede tutan nedir?

Aklımızla, bilgimizle ve tüm becerilerimizle sebep ve sonuçlara sarılmak mı? Ne var ki sarılsa da o güvendiği aklı, davranışları, kibri, kendine dair güvendiği ne varsa onu aşan, hepsini geçersiz kılan bir dalga her an çıkabilir karşısına. Dalga Allah’ın emrindedir. Çıkmadığı sürece, dalgaların üstünde kaldığı sürece varsın güveni kendine atfetsin dursun.

Allah’ın emirlerine uyan, yasaklarından sakınıp, rızasını göre hareket eden, bir sonraki dalganın altında kalmamayı umabilir.

Dalga Allah’ın emrindedir.

O anlarda bir sörfçü için en temel kural: “Nereye bakarsan oraya gidersin” Sörfçü ayaklarına değil, dalganın ilerisine bakar. Bu bedenin dengesini otomatik olarak ayarlamasını sağlar.

Bu da Allah’a yönelmekle, O’nun razı olacağı davranışlarda bulunmakla mümkün olur.

Sana düşen elinden geleni yapmaktır, ayakta duruşun dalganın gücünü aşmayışındandır aslında. Dalga bazen zevkle, bazen zorlayarak sınar insanı. Zevkli anlarda gevşeyince; zorlandığında ümidini kesince hata yapar insan. O anlarda Allah dilerse bağışlar, dilediğine mühlet verir, batırmaz. Dilediğini batırır, azap eder.

Aslında vücudun senin iradi müdahalen olmadan her an dış şartlara karşı iç dengesini usta bir sörfçü gibi ayarlamaktadır. O denge bir gün bozuluyorsa şayet, sen kalpteki yanlışlarına bak. Stres anlarında kortizol hormonu yükselir, bu da vücudun bağışıklık hücrelerini baskılar. Kalpteki yanlışların ise Allah’ın rızasına uygun yaşamayışındandır.

Başına bir sıkıntı gelmişse bu dengeni meşru olanın dışında aradığın içindir. Meşru olmayanla anda dengeni bulursun belki ama bir sonraki dalgada sürdüremeyebilirsin bunu. Bir kadehte bulduğun mutluluk, sonrasında gelen bedel gibi…

Dalga Allah’ın emrindedir.

Ne var ki Allah Teâlâ kullarının kötülüğüne razı olmaz. Onlara hikmetiyle muamele eder. Yaptıklarına karşılık görünürde dengesini bozacak şiddete ulaşsa da dalga… Dalga yükseldiğinde sörfçünün bacakları esner, dizlerini bükerek ağırlık merkezini alçaltır. Bu da devrilme riskini azaltır. Bir müminin başına geleni kabullenişi, hastalıkta ya da kötü bir olayda ya da hakarete maruz kaldığında gösterdiği sabır gibi…. Sabreden kullarına diniyle yeniden üste çıkmasına el verir. Yeter ki batıp çıktığın anlarda bile ümidini kesmesin.

İmtihanın asıl sorusu şudur: Kalbin kime bağlı?

Dalganın ve her şeyin sahibine mi?

Ayrıca bil ki (samimi) tövbe eden kullarına Allah’ın yardımı yakındır.

Madem insanın gücünü aşan bir dalga her zaman vardır ve dalgaların sahibi Allah’tır. Hem anda hem sonraki anda sörfün üzerinde kalabilmek için O’nun rızasına uygun yaşamaktır esas olan. “İki cihan saadeti, merkezine ahireti alan dünya ve ahiret dengesindedir.” O’nun rızasına uygun davranarak akıp gittikçe dalgaların üzerinde, öyle bir güven duygusu yerleşir ki insanın kalbine; kimi zaman şaşırıp yanlış yapsa da batıp çıksa da suya, onu yeniden götüren dalganın üzerine çıkaracak, hem de eskisinden daha iyi dengesini bulacak şekilde çıkaracak (yeter ki kulu bunu istesin), affetmeyi seven, merhameti, lütfu bol olan bir Rabbi olduğunu bilir: İşte bu tevekküldür.

Ve unutmayın:

Bu dünyada sörfün üzerinde dengede kalanlardan olmak önemlidir ve yaşanan son an, her zaman şimdiki andır; ama bundan daha önemlisi, ebedi olacak o büyük anda, o son şimdiki anda dengede kalabilmektir.

Çünkü o an değişmez, telafisi yoktur.

Son söz kime aitse, hüküm de onundur.

Son söz Allah’ındır.

Ve Allah’ın dediği olur.

Bize düşen duadır.

Allah’ım bize bu dünyada da iyilik güzellik ver Ahirette de.


Yorum bırakın