ELİMİZE AYAĞIMIZA SÖZ GEÇİRİYORUZ DA KAFAMIZA TAKILAN DÜŞÜNCELERE NİYE SÖZ GEÇİREMİYORUZ?

Koştuğumuzda, ağır bir iş yaptığımızda kan basıncımız yükseliyor. Kasların fazla kan ihtiyacı karşılanıyor böylelikle. Hareket sonlandığında, yani dinlendiğimizde tansiyonumuz normale dönüyor. Tecrübeyle de sabit, fiziki dünyada tansiyonumuzu yükselten hareketi iradi olarak durdurabiliyor, dinlenme moduna geçebiliyoruz. Elimize, ayağımıza genellikle söz dinletebiliyoruz. Fiziki dünyadan kastım, koşma, yüksek efor gerektiren bir işte yorulma gibi… Doğal bir süreç bu!

Bir de ruh dünyamız var ki… Biyolojik mekanizma bir işin üstesinden gelme esnasında mücadele ve çaba için bedenin sempatik sinir sistemini nasıl devreye sokuyorsa, zihni ve duygusal baş edemediğimiz bir sorunla karşılaştığında da sistemin işleyişi aynı, lakin ruh dünyamızda çoğu defa kendimize söz geçirmeye muvaffak olamıyoruz.

Bu işin iradi olan, imtihan yanı…

Mesele nasıl güç yetireceğimizde!

Tıpkı yüksek efor gerektiren bir işte olduğu gibi problemi çözmeye çalışırken de beyin kana ihtiyaç duyuyor. Yüksek hareketlilikte kanın basıncının yükselmesinde nasıl bir sorun yoksa, bir problemle karşılaşıp onu çözmek için çaba gösterdiğimizde de yine bir sorun yoktur. Çünkü denklem belli: Çaba=yüksek kan ihtiyacı!

Sorun problemi çözemeyip gerilimden çıkamadığımızda başlıyor. Sorun ruhsal, neticesi fiziki! Bu stres, gerilimde kalmak demek. Problemi çözmek için kanın pompalandığı, pompalanan kanın basıncının bizi daha da gerilime soktuğu bir kısır döngüye giriyoruz o zaman.

Bir köprü sıcakta genişler. Soğukta bükülür. Rüzgârda sallanır. Yükte zorlanır. Eğer köprü tamamen tek parça, yekpare bir blok olsaydı: genleştiğinde çatlar, büzüldüğünde kırılır, yük altında yarılır, sonunda çökerdi. İşte bu yüzden mühendisler köprüye genleşme derzi koyar. Bizde hep hareket halinde her daim gerilimde olsaydık Allah muhafaza aynı akıbete maruz kalırdık.

“Genleşme derzi” köprünün genişlemesine, büzülmesine olanak tanıyan ve köprünün iki parçası arasına bırakılan kontrollü boşluktur.

Kapasitemiz bir problemi çözmeye yetmeyebilir. Halk arasında bir deyiş vardır hani: Senin çapın yetmez bu işi yapmaya!” derler.

Evet, çapımızın yetmeyeceği anlar olur, sorun olmasında değil, sorun boşluğu koyamamakta, elimize ayağımıza dur derken, kendimize dur diyememekte!

Böylesi anlarda çözüm, zihni, bedeni ve kalbi dinlendirebilmekte, kendimize bir genleşme derzi açabilmekte değil mi?

Allah’ın kanunları bir!

Bu boşluk bizi kırılmaktan korur. Köprü genişler ama kırılmaz. Nasıl ki bir köprü genleşme derzi olmadan ayakta kalamazsa, bir insan da ara vermeden, nefes almadan, kendine boşluk tanımadan yaşamını sürdürmekte zorlanır. Araya boşluk koymak aynı zamanda gelişmek, şartların iyileşmesi için kendimize mühlet vermektir.

Aklına, duygularına söz geçiremeyen, geçiremediğinde ara vermeyen, verdiğinde bu mühleti doğru değerlendiremeyen, kendini geliştiremeyen birçok insan bu yüzden tansiyon hastası olur.

Peki, bu mühleti doğru değerlendirmek, güç yetirmek nasıl olur?

Elimize ayağımıza söz geçiriyoruz da kafamıza takılan düşüncelere niye söz geçiremiyoruz?

Nasıl ve neden?

Yaşamımdan deneyimlediğim kadarıyla;

“İSTEK ve ARZULARIMIZA söz geçiremediğimiz için.

Allah’ın koyduğu sınırları tanımayan her türden istek ve arzulara dur diyebilseydik bu arzuların yol açtığı problemleri aza indireceğimiz gibi problemi sonlandıramadığımız öylesi anlarda o oranda kendimize (duygularımıza) dur deme disiplinini kazanabilirdik.

Arzularına söz geçiren düşüncelere de söz geçirebilirdi.

Yardımına sığınıp samimiyetle çaba gösterene

Allah o gücü verir.

 


Yorum bırakın