Ahlak, çıkara ve değişken bir şeye değil ancak mutlak, değişmez bir otoriteye dayandığında gerçek niteliğine kavuşur. Değişmez ve mutlak otorite Allah’tır.
Ahiret inancı Kur’an Ahlakının en temel konularından biridir. İnsan, hiç kimsenin kayrılmayacağı o mutlak günde hesap vereceğini düşünmezse, davranışlarını hakkıyla kontrol edecek bir iç fren olmaz, çıkarı için her şeyi yapabilir, dünyayı bunun üzerinden okur, ahlâkı, çıkarına hizmet ettiği sürece benimser.
Öyle bir insan için bu yalnızca görünürdeki günlük, yakın çıkarlarını değil geniş anlamdaki çıkarını kapsasa bile sonuçta kendi içindir. Çıkarın geniş anlamından şunu kastediyorum: İşine geldiği zaman, iş kendisine kaldığında, örneğin acelesi varsa kırmızı ışıkta geçmekte bir beis görmez. Fakat kameraya yakalanıp sonradan ceza yiyeceğini bilirse iş değişir. Hukukun öngördüğü tüm cezalar için bu böyledir. Bir davranışının toplum tarafından görüldüğünde ayıplanacağını düşünmek, gözden düşmek de kişiyi yanlış bir davranışı yapmaktan alıkoyabilir. Ne var ki cezadan veya ayıplanmaktan kurtulma imkânı bulduğu durumda ya da kendinde bir güç gördüğünde işine geliyorsa o yanlış davranışı yapmaktan çekinmez. Bunun haricinde ise kendi içinde veya kimsenin görmeyeceği yerlerde yapmayı sürdürebilir. Çevresi kariyeri nedeniyle ondaki kusuru hoş gördüğünde de aynı şekilde! Hatta bir ulusun temsilcisi kendi içinde bulunduğu toplum hoş gördükçe başka bir ulusa karşı çıkar için yanlış bir davranışı yapmaktan geri durmayabilir. Yeter ki her durumda yanlış davranışlarının sonuçlarından etkilenmeyecek kadar gücü olsun. Bir davranış yanlış da olsa toplum üyelerince işlenmesi olağan hale gelmişse veya kabul görmüşse yapmakta yine bir mahsur görülmez. Sonuç olarak ahlâkı, bulunduğu toplumun kabullerinden, o da toplum tarafından görüldüğü kadarından öteye gitmez. Dünyada ölçü çoğu zaman kişiye, güce, makama, itibara ve şartlara göre değişebilir. Ahirette ise ölçü kişiye göre değil, hakka göredir.
Aslında insan yaratılıştan fıtrat üzerinedir. Bu fıtrat İslâm’dır. Doğuştan Rabbine yönelme, O’na teslim olma fıtratında vardır. Bu, kişinin doğuştan tertemiz olması demektir.
Şayet anne baba Allah’a yönelen kimselerden değilse kişi nefsine karşı korumasız kalır. Nefis ise ona kötülüğü emreder. Bu durumda kişi, çevrenin sınırladığı ve denetlediği ölçüde iç temizliğini sürdürebilecektir. Eğer anne babası Allah’a yönelenlerden ise bu, onu nefsine karşı korumak için iç denetim olarak bir avantajdır. Ancak bu avantaj da ömür boyu garanti değildir. Anne-baba ve bulunduğu çevre, kişinin doğuştan gelen fıtratının temizliğini korur veya bozar. Kendisinin nefsine uyup uymaması da bu etkiyi artırır veya azaltır.
Kişi, nefsinin bitmek bilmeyen arzularından ve aşırılıklarından ancak Allah’a yöneldikçe korunabilir. İçteki güzellik, o yönelme kalmadıkça ise nefsin bozduğu fıtratı artık ancak kişi dış baskı ile kontrol altında tutabilir. O da çevre ne kadar düzgün ise!
Şayet kişinin yaratılıştan gelen fıtratı körelmişse onu ahlaklı kılan bu dış baskı ancak körelmiş yanların üzerine çekilen boya gibidir; ki bu kişiyi görünürde, o da bulunduğu çevrenin değerleri kadar ahlaklı gösterir; ama boya kazındığı durumlarda kişinin gerçek yüzü meydana çıkacaktır. Özellikle arzular meydanı boş bulduğunda insanın kendini kontrolü giderek zorlaşır.
Ne var ki ahirette hesap vermek korkusu, bilhassa Allah korkusu böyle değildir. Bu korku her zaman, yalnız bile olsa her daim onunla olan bir iç denetimdir. Eğer anne babadan almışsa Allah korkusunu ve ahiret bilincini nefsine yenik düşmediği müddetçe sağlıklı bir yaşam sürdüren ahlaklı bir birey olmayı muhafaza eder. Şayet almamışsa sonradan Allah’a yöneldiğinde böyle bir denetimin insanı değiştirme gücü vardır. Allah korkusu ile kötü bir davranıştan kaçınan kişi kötü davranışları daha içindeyken engeller. Ahiretteki terazide en ufak bir kötülüğün bile aleyhine tartılacağını bilir ve yapmaktan imtina eder. Rabbinin her an, her durumda onu gördüğünü düşünür, yanlış davranışın hesabını vereceğine inanır ve bilir. O’nun huzurunda mazereti dışında kendini savunacağı hiçbir gücü olmayacaktır.
HERŞEYİN DOĞRUSUNU ALLAH BİLİR.